Onyedinci Lem’a Onuncu notayı okuyordum. Aklıma ilginç bir şey geldi.

Şöyle izah edeyim:

Marifetullaha götüren bürhanlar su, hava ve nur gibidir, der. Bunlar sadece görünür, sadece hissedilir ya da hem görünür, hem de hissedilir. Fakat hiçbirine tenkit elimizi uzatmayalım çünkü bizim elimizi mekan ittihad etmezler. O yüzden gaflet esbabından tecerrüd edip onlara odaklanalım, duralım, der. Böylelikle anlamanın mümkün olacağını, kolaylaşacağını söyler.

Peki Risale-i Nur da aynı bürhanları ihtiva etmiyor mu? İşte Risaleleri anlamanın bir formülü.

Yoklayıp tenkit ederek anlamaktan ziyade, külliyen dalarak kendimizi ona müteveccih kılmak. Yani sürekli okumak, hemdem olmak; tenkitle anlamaya çok çalışmadan okumak. Külliyen okumak.

Peki o kısımda bize ne tavsiyeler vardı, hatırlayalım:

Su gibi görünür hissedilir bürhanlar için: “Hayalâttan tecerrüd etmek, külliyetle ona dalmak gerektir”.

  • Yani kendi anladığımızı bir kenara bırakıp külliyatın her tarafını görerek okumak.

Hava gibi hissedilir görünmez tutulmaz bürhanlar için: “Ona karşı sen, yüzün, ağzın, ruhunla o rahmet nesîmine karşı teveccüh et, kendini mukabil tut. Tenkit elini uzatma, tutamazsın. Ruhunla teneffüs et.”

  • Yani anlamakla uğraşma, hissetmekle, ruhunu ona çevirip onu ruhuna çekmekle, o rahmet rüzgârını ruhuna doldurmakla uğraş.

Nur gibi görünür hissedilmez tutulmaz bürhanlar için: “Sen kalbinin gözüyle, ruhunun nazarıyla kendini ona mukabil tut ve gözünü ona tevcih et bekle. Belki kendi kendine gelir. (..) Belki o nur basiret nuruyla avlanır”.

  • Yani basiretinle okuduklarını kuşat. Kalbini temizle, ruhunu çevir, o kendiliğinden anlaşılır.

Zaten bu bürhanları anladığımızda Risale-i Nur’u da anlamış oluyoruz. Risalelerin hedefi de bu: Anlatmak, hissettirmek, yaşatmak.

Siz bu kısımdan neler çıkarıyorsunuz? Anlama adına ne işaretler içeriyor?