Şu Mübarek Üstad nasıl yaşamış tespitlerini, ne etmiş.. Hani ihlasla yaşayanlardan daha salimi, ihlâsa erdirilenler oluyor. Birinde cezbe var, diğerinde incizab..
Evet.. Mesele şudur ki: Mübarek Üstad bir cümle yazmışsa, adeta Risalelerin her yerine o cümleciğin manasını andıran haller gelmiş. Kur’an’ı tarif ederken: ‘Zahiri ihfa; hafiyi izhar’ demişse bir kere, artık hep o orjinaliteyi soluklamış: Gizlenmiş açıklar.. Açık olmuş gizliler..
Bugün kerametli Risalelerin kerametli mektuplarından ondokuzuncusunun onsekizinci işaret ikinci nüktesinin son kısmını okuyordum. Ne vefasızlıktı kaç zamandır.. Hasretim dindi. Dilerim ötede: ‘İşte falan oğlu falan’ın vefasızlığı’ diyerek yanıma bir sancak dikmezler; fakat Allah vefasızlığı izhar ediyor; çare yok.
Cümle şu: ‘Hem madem (Kur’an) Halık-ı Küll-i Şey’in kelâmıdır; herbir kelimesi, kalb ve çekirdek hükmüne geçebilir. (Etrafında, esrardan müteşekkil bir cesed-i manevîye kalb ve bir şecere-i maneviyyeye çekirdek hükmüne geçebilir.)’
Kâinatta kalbler ve çekirdekler yaratan Allah için, Kur’an’ın her kelimesi bir kalb olabilir. Bir çekirdek hükmünde olabilir.
Önce cümlenin kuruluşu dikkatimi çekiyor. Neden parantez içindeki şeyi doğrudan söylemedi de önce kalb ve çekirdek şeklinde söyledi; sonra açtı? Çünkü anlattığı şeyi haliyle gösteriyor; söyleyeceği şeye hali misal oluyor. Paranteze girmeden önce cümleyi tefekkür eden, parantezi keşfedebilir. İşte cümle de bunu anlatıyor zaten..
Sonra bir tefekkür ufku açıldığını anlıyorum: Kur’an’da her bir kelime bir manevi cismi canlandıran bir kalb konumunda. Ve her bir kelime bir manevi ağacın programını imleyen bir çekirdek hükmünde. Keşfedilmeyi bekliyorlar!
Sonra düşünüyorum; Risale-i Nur’daki kelimeler, cümleler, sözler hep böyle değil mi? Ya kalb gibi bir cismin merkezinde duruyor; biz görmesek de.. veya çekirdek gibi büyük bir hakikatı akılda, kalbte canlandırmaya vesile oluyor; farketmesek de.. Marifet de zaten o cismi ve o ağacı keşfetmekte.. Hani diyor ya: ‘Kur’an güneşten güneş için bahsetmiyor’ diye.. Yani güneşin merkezinde durduğu hakikati keşfedeceksin.
O yüzden de deniliyor ya: ‘Risale-i Nur okuyan ilhama mazhardır.’ Mazhardır; çünkü o çekirdeklerin ağaçları ve o kalblerin cisimleri nevinden çok şey farkettirilir, keşfettirilir. Tabii efradını cami iken, ağyarına da manidir bu üslup ve bu hal.. Risalelerle nikahlanmayan, onun peçesinin ne güzellikleri gizlediğini öğrenemez. Peçe nikahlıya açılır. Nikah ebed hesabıyladır.
Risaleler 6000 sayfadır diyorlar.. Hayır öyle değil.. Belki o çekirdekler 6000 sayfa..
Risalede çekirdek söyleniyor; ağacını keşfetmeliyiz. Kalb imleniyor; bedenini farketmeliyiz. Kırkbin müşahedatın bir yolu!